Madam Blanche Norton: Amerikan Yardım Teşkilatları görevlisi.


Mütareke yıllarındaydı. Bu uzun yıllar içinde Türkiye'de kalan çeşitli toplulukların kaderi, milletin hedefini tayin eden beş kişinin elindeydi. Gerginlik bu uzak Karadeniz şehrinde bile hissediliyordu. Rum ahalisi arasında kopma noktasında asabi gerginlik hüküm sürmekteydi. Etki altında kalan diğer insanlar gibi onların hisleri de Paris'te üretilen teorilerle tamamen yanlış istikametlere sürüklenmekteydi.


Bir gün büyük ümide kapılırken ertesi gün derin bir yeise gömülmek arasında değişik bir ruh haleti içinde kalıyorlardı. Türkler yavaş yavaş uğradıkları yenilgiyi unutmaya başlıyor ve direnmek üzere cesaretlerini topluyorlardı. Bütün bu değişiklikler, caddelerdeki Rum ve Türklerin yüzlerinden okunabiliyor ve sevinç ve yeis iki toplum arasında devamlı yer değiştiriyordu. Balkan Savaşından önce Osman Ağa mütevazı bir balıkçıydı. Fakat uzak savaş alanlarına gönüllü olarak gitmiş ve topal bir bacakla ama kahraman olarak Giresun'a dönmüştü. Birin Dünya Savaşı ona şöhretini daha da artırmak için büyük bir şans vermişti. Dağlardaki çetelerin reisi olarak oloğanüstü vatanseverliği ile sağladığı şöhretini artırmak için Ermenilerin imhası için verilmiş emirleri harfiyen yerine getirecekti(?). Ermeni olaylarından sonra otoritesini daha da artırdı ve nihayet diktatör olma noktasına kadar ulaştı. Onda tuhaf bir güç mevcuttu. Bütün şehir Türkler, Rumlar, Levantenler ve biz Amerikalılar onun kişiliğinden etkilenmiş durumdaydı. Aşırı milliyetçiydi ve milletinin tam Müslüman olmayan usnsurlarını elinin bir hareketi ile hiç düşünmeden rahatlıkla feda edebilirdi. Bütün Avrupa hükümetlerine karşı son derece saygısızdı. Trabzon'daki araştırmalarım sırasında şahit oldum, Türkler arasında doğum oranı çok düşüktü. Bu durum bütün vatanseverler kadar Osman Ağa için de önemli bir husustu. Ülkenin gelecekteki büyüklüğüne ters düşen,çok önemli bu konuda bir reform yapmayı ve tedbir almayı düşünüyordu. Onun metotları kestirme yoldan olmakla beraber inkar edilemez bir şekilde etkili olmaktaydı. İşret ve fahişelik yasaklandı. Zaman zaman bizzat kendisi çarşıya dalıyor ve şarap fıçılarını kendi eliyle deviriyordu. Aynı şekilde istenmeyen kadınları şehir dışına sürüyordu. Bu gibiler Osman Ağa'nın reformlarını tehlikeye düşürecek birer engel olarak kabul ediliyordu. Bu bakımdan doğru kimselerin tanınabilmesi için onların saçlarını traş ettiriyor, şehri terk etmeye zorluyordu. Gidecek yer bulamayanlar da denizin dibini boyluyordu. İşretin ve faydasız kadınların ortadan kaldırılması belediye reisinin tek reformu değildi. Bazı Türk kadınlarının düşük doğum oranı ile Levantenleri taklit etmeye başladıklarını keşfeden Osman Ağa kadınları eğitmek ve gittikleri yanlış yolu göstermek gayretini de kafi görmemişti. Zenginlerin tepesine binmiş,topuk yüksekliği ve etek boyu konusunda standartlar geliştirmiştir. Bu standartlara uymayanların vay haline... Adı dillerden düşmeyen bu despotu hiç görmemiştim ve çok merak ediyordum. İki yanı kır saçlı bir adamdı. Önce bize hiç bakmadı. Sonra gözlerini yavaş yavaş bana çevirdi. Bronz bir yüzde soluk mavi gözlerle sabit nazarlarono bana dikti. Bu kırmızı fesli yüze hayranlıkla bakarken Giresun'da son zamanlarda meydana gelen hadiselerin idarecisi olarak onu hayalimde resimlemeye yetecek kadar vakit buldum. Benim görevim kalma sürem ve beni gönderen makam konusunda tatmin olacak kadar bilgi aldıktan sonra konuşmaya başladı. Klinik açma düşüncemle yakından ilgilendi. Özellikle frengi tedavisi konusunda uzun uzun konuştu. Bunu tedavi edecek ilacın bende bulunmasını arzu ettiğini söyledi. Bu konuda benimle işbirliği yapacağı sözünü vererek, Amerika'yı çok sevdiğini ifade etti.


Kaynak1: Blanche Norton, The Lame Mayor of Kerasund, 1920; s.286-328 (çevirmen Ergun Hiçyılmaz)

 

Kaynak2: Geçmiş Zaman Olur Ki, Star Dergisi, sayı:131 (17.04.1994), s.28-31